admin tarafından Genel kategorisinde yayınlanmıştır
Hayatımın en değerli yıllarını geçirdiğim, acısıyla tatlısıyla bir çok şey yaşadığım, hayatımı zehreden aynı zamanda parayla pulla edilemeyecek deneyim elde etmemi sağlayan ülkedir Mısır. Televizyonda Mısır ile ilgili haberlerde gösterilen Tahrir Meydanı nam-ı diğer Özgürlük Meydanı benim içinde özgürlük demekti. Mısırda bulunduğum ilk 3 sene İsmailiye şehrindeydi ve Kahire’ye gitmek, Tahrir Meydanında, karşısında Gezire Adasındaki Zamalekte vakit geçirmek gerçekten ayrı bir özgürlüktü. Tek başıma çok gezdim o meydanda. Kiremit renkli duvarlarıyla Kahire Müzesi, tüm evrak işlerinin hallolduğu Mugamma Binası, Bookstore’unu gezerken büyük keyif aldığım Kahire Amerikan Üniversitesi, Türk Konsolosluğuna giden yol ve Nil’in üzerinden Gezireye geçmek için kullanılan Aslanlı köprü hepsi ayrı hatıralara sahip.
Mısırda olaylar başladıktan sonra çevremdeki insanların sorularıyla karşılaştım. Birçok kişi arayıp hala Mısırda olup olmadığımı sordu. Birçoğu anlattıklarıma şaşırdı. Bazıları ise yorumlarımı aşırı Milliyetçi olarak yorumladı. Olaylar başladığı anda bazı insanlara olaylar kesinleşmeden yorum yapamam demiştim. Hem açıklama yapamadığım arkadaşlarımı bilgilendirmek hem de fikirlerimi tam olarak anlatamadıklarıma tekrar fikirlerimi aktarmak için bu yazıyı ele almaya karar verdim.
Ortadoğu’da yaşamak ile Ortadoğu’yu kitaplardan okumak apayrı kavramlar. Aradaki farkı anlayabilmek için orada yaşamak, o insanlar ile vakit geçirmek, olaylar gerçekleştiğinde insanların tepkilerini yorumlamak gerekir. Bölge insanı çok hassastır. Birçoğu eğitilmemiş. Köy yada küçük şehir okullarında 100 dolar maaş ile eğitim vermeye çalışan öğretmenlerden bir şeyler kapabilen biraz daha bilgili. Son yıllarda insanlar bilgiye aç. Kendi imkanları ile yabancı dil, bilgisayar, insan kaynakları gibi kurslara gitmeye çalışıyorlar. Kitlesel iletişim araçlarının yaygınlaşması ile kültür seviyesi biraz daha artmış. Özellikle Türklere büyük ilgi var. Aynı zaman kitlesel iletişim araçları yüzünden insanlar iki kültür arasına sıkışmış. Geçiş çok sert olmuş ve insanlar iki kültürü de yaşamak istiyor. Bunu ilk olarak taksilerde fark etmiştim. Teyplerinde Kuran kaydı çalarken araçların tavanlarında Barcelona, Chelsea gibi futbol takımlarının bayrakları asılı.
Mısır diğer ülkelerden biraz daha farklı bir konumda bir ülke. Kuzey Afrika’da bulunan daha çok bedevi ve berberi kökenli ülkeler ile doğusundaki Arap ülkeleri arasında geçiş bölgesi. 80 milyon nüfusu, geniş yüz ölçümü, Süveyş Kanalı ve İsrail ile olan geniş sınırı yüzünden bölgenin önemli dinamiklerinden. Ayrıca birçok bölge ülkesinin aksine bir polis devleti değil, asker kökenli bir ülke. Tunus’da Zeynel Abidin Bin Ali devrilip domino etkisi söylentileri başladığında ilk bu yorum gelmişti aklıma. Tunus askeri güce sahip olmayan, tamamen Cumhurbaşkanının kurmuş olduğu polis gücü tarafından kontrol edilen bir ülkedir.Mısırda ise Mısır Ordusunun siyasete etkisi çok fazladır. Çok fazlanın ötesinde bugüne kadar gelen bütün Cumhurbaşkanları asker kökenlidir. Mısır’da askeriyenin bu kadar önemli olmasının sebebi İsrail savaşlarıdır. Sınır ve ülke güvenliği açısından askeri güç önemlidir. Özellikle aşağı Mısır olarak adlandırılan Kahire’den Akdeniz kıyısına kadar olan bölgede asker yoğunluğu gözle görülür derecede fazladır. Elde edilen bu askeri güç Mısır’ın Nil nehri üzerindeki hakimiyetinin de sebebidir.
Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek eski Hava Kuvvetleri Komutanı ve bir önceki Cumhurbaşkanı Enver Sedat Müslüman Kardeşler tarafından suikaste uğraşdığında Cumhurbaşkanı Yardımcısı idi. Enver Sedat’ın öldürülmesinden sonra Cumhurbaşkanı olarak 30 sene görev yapmıştır. Enver Sedat’ın İsrail ile yapmış olduğu anlaşmalar yüzünden Mısırın çıkarılmış olduğu Arap Birliğine Mısır’ı tekrar sokmuş ve Birlik Binasını Mısır’a taşımıştır. (Bina son günlerinde popüler mekanı Tahrir Meydanında Kahire Müzesi ile Mugamma Binasının arasında Aslanlı Köprünün Tahrir Meydanı tarafındadır.) İsrailin Lübnana saldırması sonrasında İsrail ilişkileri bozulsa da ilişkileri tekrar düzeltmiş, İsrail ile bir çok Arap ülkesi arasında arabuluculuk rolü üstlenmiştir. Mübarek döneminde turizm ve ticari hamleler artmış özellikle son dönemlerde ticari hamleler ivme kazanmıştır. 1999 yılında Piramitlere ve turistlik otellere yapılan saldırılar sonrası sert tedbirler alarak turizmi ayakta tutmuştur. Yaptığı olumlu hamleler dışında yapmış olduğu olumsuz ve baskıcı hamleleri de ele almak gerekir. Mısır birçok farklı siyasi görüş ve etnik yapıda topluluk vardır. Bu topluluklar ve siyasi gruplar üzerinde Mübarek rejiminin gözle görülür baskısı vardır. Başta Müslüman Kardeşler olmak üzere birçok siyasi grup baskı altında bırakılmıştır. Müslüman Kardeşlerin birçok üyesi tutuklanmış veya gözaltına alınmıştır.. Özgürlükçü ve demokrasi yanlısı gruplara hak tanımamıştır. Bu sebepten üniversitelerin kapısında eli silahlı asker veya polisler eksik olmaz. Ticari anlamda da benzeri politika izlemiştir. Son dönemlerde oğlu Cemal Mübarek’in siyasete girişi ile Mübarek ailesinin ticari atılımları hızlanmış, kendi adamları ile yapmış olduğu ticari iş birliği ile birçok sektörün en kuvvetlisi haline gelmiştir. Bu sayede Mübarek ailesi bölgenin en kuvvetli gücü haline gelmiştir.
Son zamanlarda yaşanan olaylar sonucunda Hüsnü Mübarek istifa etmiş ve Sharm El Sheikh’deki malikanesine çekilmiştir. Mısır’da yaşayan ve Mısırlılarla sohbet imkanı bulan kişiler son birkaç senedir özgürlükçü düşüncülerin arttığını görmüştür. Özellikle Kahire’de ve büyük şehirlerde eğitim gören genç nüfusun özgürlükçü düşünceleri bunun yanında hızla artan işsizlik Tahrir Meydanında ateşlenen devrimin en önemli tetikleyicisidir. Önce sanal ortamlarda başlayan ve Mübarek rejiminin sansürü ile karşılaşan hareket, Kuzey Afrika ülkelerinde başlayan ayaklanmalarla sahaya inmiş ve başarılı olmuştur. Bu devrim ayaklanmasının başlamasında ve sonuçlanmasında medyamızda yer aldığı gibi Müslüman Kardeşlerin öncü etkisi yoktur. Müslüman Kardeşler medya ve Amerika’nın hamleleri ile Mübarek rejiminin bir numaralı muhalifi olarak gösterilmiş ve bu devrimde sanki en etkili grupmuş gibi gösterilmiştir. Müslüman Kardeşlerin ayaklanma başladıktan sonra etkisi olmuştur ama bahsedildiği gibi rejimin karşısındaki direkt grup değildir. Ayaklanmaya sebep olan grup sanal ortamda yayılan ve tamamen özgürlükçü gençlerin oluşturduğu bir gruptur. Bu gruba daha sonraları Muhammed El Baradey ve çevresindeki isimler destek vermiştir.
Sonuç olarak Mısır’da bir devrim gerçekleşti ve Hüsnü Mübarek Cumhurbaşkanlığından istifa etti. Ordunun yönetime el koyuşu manidar ve Mübarek rejiminin devamının geleceğinin göstergesidir. Hüsnü Mübarek’in Ömer Süleyman gibi bir istikbaratçıyı Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayarak veliahtı ilan etmesi Mısır’ın geleceğine ışık tutacak bir hamledir. Yönetime el koyan Ordunun ülkeyi demokratik seçimlere götüreceği söylense de çıkacak sonuçların yine aynı olacağına inanmaktayım. Hüsnü Mübarek 30 yıldır ülkeyi mahvetti diyip 30 yıldır ortalarda görünmeyen Muhammed El Baradey’in veya Müslüman Kardeşlerin tek başına iktidara gelecek oyu alacağını zannetmiyorum.
Mısırlı arkadaşlar ile konuştuğumda Ordu ile Mısırlılar ülkeyi tekrar yönetecek diyorlardı. 2 tane askeri yönetim görmüş bir halkın evladı olarak Orduların ne kadar demokrasi verdiğini kendilerine açıklamaya çalıştım. Benzeri bir örnek olmasa da Amerika’da Irak’a özgürlük vermek için girmemiş miydi? Irak Halkı da özgürlük naraları atmamışlar mıydı? Ayrıca gelenin gideni arattığına da birçok kez tarih sahnesinde şahit olduk. Yapılan devrimin arkasındayım fakat aklıma İttihat ve Terakki’den bir paşanın Osmanlı İmparatorluğunda devrim yaptıktan sonra yaptığı öz eleştiri geliyor. ‘Biz devrimi yaptık fakat sonrasını düşünemedik’.

Hayatımın en değerli yıllarını geçirdiğim, acısıyla tatlısıyla bir çok şey yaşadığım, hayatımı zehreden aynı zamanda parayla pulla edilemeyecek deneyim elde etmemi sağlayan ülkedir Mısır. Televizyonda Mısır ile ilgili haberlerde gösterilen Tahrir Meydanı nam-ı diğer Özgürlük Meydanı benim içinde özgürlük demekti. Mısırda bulunduğum ilk 3 sene İsmailiye şehrindeydi ve Kahire’ye gitmek, Tahrir Meydanında, karşısında Gezire Adasındaki Zamalek de vakit geçirmek gerçekten ayrı bir özgürlüktü. Tek başıma çok gezdim o meydanda. Kiremit renkli duvarlarıyla Kahire Müzesi, tüm evrak işlerinin hallolduğu Mugamma Binası, Bookstore’unu gezerken büyük keyif aldığım Kahire Amerikan Üniversitesi, Türk Konsolosluğuna giden yol ve Nil’in üzerinden Gezireye geçmek için kullanılan Aslanlı köprü hepsi ayrı hatıralara sahip.
Mısırda olaylar başladıktan sonra çevremdeki insanların sorularıyla karşılaştım. Birçok kişi arayıp hala Mısırda olup olmadığımı sordu. Birçoğu anlattıklarıma şaşırdı. Bazıları ise yorumlarımı aşırı Milliyetçi olarak yorumladı. Olaylar başladığı anda bazı insanlara olaylar kesinleşmeden yorum yapamam demiştim. Hem açıklama yapamadığım arkadaşlarımı bilgilendirmek hem de fikirlerimi tam olarak anlatamadıklarıma tekrar fikirlerimi aktarmak için bu yazıyı ele almaya karar verdim.
Ortadoğu’da yaşamak ile Ortadoğu’yu kitaplardan okumak apayrı kavramlar. Aradaki farkı anlayabilmek için orada yaşamak, o insanlar ile vakit geçirmek, olaylar gerçekleştiğinde insanların tepkilerini yorumlamak gerekir. Bölge insanı çok hassastır. Birçoğu eğitilmemiş. Köy yada küçük şehir okullarında 100 dolar maaş ile eğitim vermeye çalışan öğretmenlerden bir şeyler kapabilen biraz daha bilgili. Son yıllarda insanlar bilgiye aç. Kendi imkanları ile yabancı dil, bilgisayar, insan kaynakları gibi kurslara gitmeye çalışıyorlar. Kitlesel iletişim araçlarının yaygınlaşması ile kültür seviyesi biraz daha artmış. Özellikle Türklere büyük ilgi var. Aynı zaman kitlesel iletişim araçları yüzünden insanlar iki kültür arasına sıkışmış. Geçiş çok sert olmuş ve insanlar iki kültürü de yaşamak istiyor. Bunu ilk olarak taksilerde fark etmiştim. Teyplerinde Kuran kaydı çalarken araçların tavanlarında Barcelona, Chelsea gibi futbol takımlarının bayrakları asılı.
More >